close
İçeriğe atla

Vikisözlük sitesinden
Ayrıca bakınız: IS, Is, is, is-, , ís, īs

Türkçe

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]

(belirtme hâli işi, çoğulu işler)

Adam, üzüm toplama işinde. (1)
Adamlar asfalt dökme işini yapıyor. (2)
Müşterilerin ısmarladıklarını getirme işini garson yapıyor. (3)
Adamlar gıda işindeler. (4)
  1. Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma.
    • "Bu iş bittikten sonra hocanın çehresi ve sesi gene bir anda tatlılaştı, şoföre ‘çek evladım’ dedi." - Reşat Nuri Güntekin
  2. Bir değer yaratan emek.
  3. Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev.
    • "Şimdi Mısır'a memuru olduğum bankanın bir işi için geldim." - Ömer Seyfettin
  4. Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü.
    • Gece 12'den sonra bizim lokantada bitiyor zaten.
      — Oktay GÜZELOĞLU, 1997, Beyoğlu'nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz, s. 63, Hiç Yayınları
  5. Kamu yararına yapılan işler.
    • Güvenlik işleri.
  6. Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma.
    • Bu evin işi çok.
  7. Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek.
    • "Sonunda bir iş buldum." - Sait Faik Abasıyanık
  8. Ticari anlaşma.
  9. Herhangi bir maksatla kurulan düzen.
    • "İşlerini bırakmışlar, dükkânlarını kapamışlar, akın akın şehri terk edip gidiyorlardı." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
  10. Bazı deyimlerde "yarar, çıkar" anlamında kullanılan bir söz.
    • O, işini bilir. Bu, benim işime gelmez.
  11. Yapılan şey, davranış.
    • Yoksullara yardım etmekle çok iyi bir iş yaptım
  12. Nakış, örgü, makrome gibi elde yapılan şey
    • "Komşu kadın elindeki işini dizine bırakıp geline döndü." - Memduh Şevket Esendal
  13. Emek, işçilik, ustalık.
    • Bu örtü, işi ağır bir örtüdür.
  14. Bir kimsenin uğraştığı, yerine getirmeye çalıştığı şey.
    • İşimi görmediler.
  15. Bir kimseye özgü olan görüş, anlayış.
    • Bu, bir zevk işidir.
  16. Başarılı çalışma yapma yeteneği .
    • "Demek bende daha iş varmış ki ilin öğretmeni seçtiler." - Muzaffer İzgü
  17. Üzerinde çalışılan veya bir çalışma sonucunda ortaya çıkan şey.
    • (Hapishane işi boncuklu, üzerinde de "tavşan" yazıyordu.)
      — Oktay GÜZELOĞLU, 1997, Beyoğlu'nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz, s. 61, Hiç Yayınları
  18. (mecaz) Bir sonuca bağlanması, çözülmesi gerekli sorun.
    • "Etrafın gülüşmeleri arasında iş anlaşıldı." - Hüseyin Cahit Yalçın
  19. (mecaz)Gizli neden veya maksat.
    • "Çoktandır köylünün şurada burada yayıp gezeceği ehemmiyetli bir iş, bir keramet gösterememişti." - Refik Halit Karay
  20. (fizik) Bir kuvvetin uygulanma noktasını hareket ettirirken harcadığı güç.
    • Erg, jul, kilogrammetre, vatsaat, kilovatsaat iş ve enerji birimleridir.

Ön ad

[düzenle]

(karşılaştırma daha, üstünlük en)

  1. -e bağlı olan, … ile ilgili olan.
    • Bu para işidir, paran varsa en iyisini yaparsın.

Çekimleme

[düzenle]

Atasözleri

[düzenle]

Deyimler

[düzenle]

iş birinde bitmek, iş birinden bitmek, iş birine kalmak, iş becermek, işler becermek, iş açmak, iş almak, iş amana binince kavga uzamaz, iş anlatılıncaya kadar baş elden gider, iş ayağa düşmek, iş başa düşmek, iş bırakmak, iş bilenin, kılıç kuşananın, iş bilmek, iş bitirmek, iş çatallanmak, iş çevirmek, iş çığırından çıkmak, iş çıkarmak, iş dayıya düştü, iş değil, iş düşmemek, birini işe almak, işe bak!, iş edinmek, işe girişmek, işe koyulmak, işe girmek, işe karışmak, işe koşmak, işe sarılmak, birine iş etmek, işe yaramak, iş görmek, iş göstermek, işi ...-e dökmek, işi ...-e vurmak, işi bir şeye vurmak, işi ahbaplığa dökmek, işi aksi gitmek, işi Allah'a kalmak, işi anlamak, işi azıtmak, birinin işi başından aşmak, birinin işi başından aşkın olmak, işi bitmek, işi bozmak, işi bozulmak, işi ciddiye almak, işi çıkmak, işi çiş etmek, işi düşmek, işi ileri götürmek, işi iş, kaşığı gümüş, işi iş olmak, işi kotarmak, iş inada binmek, işin alayında olmak, işin başı, işinden olmak, işin doğrusu, işi ne?, işine bak!, işine gelmek, işine göre, işine hor bakan boynuna torba takar, işine koyulmak, işin fenası, işin garibi, işini bilmek, birinin işini bitirmek, işin içinde iş var, işin içinden çıkamamak, işin içinden çıkmak, işin içinden sıyrılmak, işin içyüzünü bilmek, işini görmek, işini kış tut da yaz çıkarsa bahtına, işinin adamı, işini uydurmak, işini yoluna koymak, işin kolayına kaçmak, işin kötüsü, işin kurdu, işin kurdu olmak, işin mi yok, işin ortasını bulmak, işin rengi değişmek, iş insanın aynasıdır, işin tuhafı, işin ucu birine dokunmak, işin üstesinden gelmek, işin yoksa şahit ol, paran çoksa kefil ol, işi olmak, işi pişirmek, birinin işi rast gitmek, işi resmiyete dökmek, işi sağlama almak, işi savsaklamak, işi şakaya dökmek, iş işlemek, iş işten geçmek, işi tatlıya bağlamak, işi temizlemek, işi uzatmak, işi yokuşa sürmek, işi yokuşa koşmak, işi yoluna koymak, işi yolunda gitmek, işi yolunda olmak, işi tıkırında gitmek, işi tıkırında olmak, iş karıştırmak, iş ki, işler açılmak, işler arapsaçına dönmek, işler becermek, iş mi?, iş ola, iş olacağına varır, iş olsun diye, iş sarpa sarmak, iş şirazesinden çıkmak, işten değil, işten bile değil, işten el çektirmek, işten güçten vakit bulamamak, iş tutmak, iş vermek, iş yapmak, iş yok.

Türetilmiş kavramlar

[düzenle]

iş adamı, iş akdi, iş alanı, işbaşı, iş bırakımı, iş bıraktırımı, iş bilimi, iş birliği, iş bölümü, iş donu, iş eri, iş gezisi, işgüder, iş gücü, iş güç, iş güçlüğü, iş günü, iş hacmi, iş hanı, iş hayatı, iş kadını, iş kazası, iş kolu, iş merkezi, iş önlüğü, iş saati, işsever, iş seyahati, iş sözleşmesi, işveren, iş yeri, işe uygun, işi duman, işi tıkırında, ağır iş, beyaz iş, bulaşık iş, çürük iş, götürü iş, ince iş, kârlı iş, acem işi, antep işi, antika işi, ayak işi, çocuk işi, el işi, erkek işi, ev işi, hamur işi, hesap işi, kalem işi, kavaf işi, mancınık işi, maraş işi, orak işi, orta işi, panç işi, sıra işi, şıpın işi, tarak işi, usta işi, dış işleri, diyanet işleri, iç işleri, öğrenci işleri, özlük işleri, su altı işleri, yazı işleri, zat işleri.

Çeviriler

[düzenle]

çeviriler

Kaynakça

[düzenle]

Azerice

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]
  • Heceleme:

  1. eylem, fiil
  2. (fizik)

Kaynakça

[düzenle]
  • Tahsin Mayatepek Raporları

Gagavuzca

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]
  • Heceleme:

Köken

[düzenle]

Eski Türkçe ()

  1. (fizik)

Mayaca

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]
  • Heceleme:

  1. dişi

Tatarca

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]
  • Heceleme:

  1. (çorabın eşi gibi)

Kaynakça

[düzenle]
  • Etymological Dictionaries - Andras Rajki
  • KÚNOS, Dr. Ignaz (1902). Şeyh Süleyman Efendi, Çağatayca-Osmanlıca Sözlük. Budapeşte: Section Orientale de la Société Ethnographique Hongroise.